Kötüniyetli Tescil Edilen Markanın Devralınması Kötüniyeti Ortadan Kaldırmaz
1- Markanın Kötüniyetli Tescili
Sınai Mülkiyet Kanunu madde 6/9 gereğince “Kötüniyetle yapılan marka başvuruları” hakkında hak düşürücü süre olmaksızın hükümsüzlük kararı verilebilir. Markanın kötüniyetli olarak başvuruya konu edildiğinin tespiti halinde hak düşürücü süre savunmasının ileri sürülemeyeceği şu yazımızda incelenmişti.
Hangi başvuruların kötüniyetli başvuru kapsamında değerlendirileceği hususu yargı uygulamalarına konu olmuş ve temel olarak “markayı kullanmak yerine satmak, başkasını engellemek, ticari şantaj yapmak” gibi sebeplerle yapılan başvuruların kötüniyetli olacağı kabul edilmiştir. Hangi hallerin kötüniyetli başvuru kapsamında değerlendirileceği hususundaki detaylı yazımıza şuradan ulaşabilirsiniz.
2- Kötüniyetli Tescil Edilen Markanın Üçüncü Kişiye Devredilmesi
Markanın kötüniyetli olarak tescil başvurusuna konu edilmesi halinde bu kişiye karşı açılacak davada kötüniyetin varlığı rahatlıkla ortaya konabiliyor ise de devrettiği üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu ispat etmekte çeşitli zorluklar yaşanabilecektir. Bu durumda ortaya çıkacak olan sorun; devralan ile başvurucunun işbirliği içinde hareket ettiğini ayrıca ispat etmek gerekliliği doğacak mıdır? Yoksa devralanın iyiniyetli olması halinde kötüniyet hali son bulacak mıdır?
Yargı uygulamalarında bu soruya istikrarlı bir şekilde “kötüniyetin devralana da sirayet edeceği” şeklinde kararlar ile cevap verildiği görülmektedir. Yani, markayı devralan taraf iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olsa bile markanın başvuru tarihinde kötüniyetli olarak başvuruya konu edilmiş olduğunun ispatlanması, markanın hükümsüzlüğü için yeterlidir. İyiniyetli bir şekilde markanın devri için para ödemiş yani markayı satın almış ve sonrasında da iyiniyetli bir şekilde ticari faaliyete konu etmiş kişilerin bu durumda bir hak kaybı yaşaması ihtimali gündeme gelmektedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22.09.2025 tarihli, 2025/696 E. - 2025/5528 K. Sayılı kararında:
“İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının davaya konu markayı dava dışı ... Gıda .. Ltd. Şti'den 14.05.2018 tarihinde devraldığı, bu şirketin tescil başvurusu yaptığı 2014/82984 tescil başvuru numaralı “...” markasının hükümsüzlüğü için davacı tarafça 16.05.2016 tarihinde dava açıldıktan hemen sonra 08.12.2016 tarihinde yeniden aynı markanın tescili için 2016/99382 başvuru numarası ile başvuru yaptığı, bu nedenle marka başvurusunun kötüniyetli olduğu, daha sonra markanın davalıya devredilmesinin tescil başvuru aşamasındaki kötüniyeti ortadan kaldırmayacağı, kaldı ki davalı şirket ile marka başvurusunu yapan şirketlerin ticaret unvanlarının "..." ibaresini içermesi, ayrıca marka devir sözleşmesini devreden şirket yetkilisi olarak imzalayan ...'ın aynı zamanda davalı şirketin de ortağı ve yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle birbirleriyle bağlantılı oldukları, bu durumun da davalı tarafın kötüniyetli olduğunu gösterdiği, marka kötüniyetle tescil edilmişse tescilli olduğu tüm mal ve hizmetler için hükümsüzlük kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle 2016/99382 tescil numaralı "..." markasının 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1. ve 6/9. maddeleri uyarınca hükümsüzlüğüne karar verilmiş, hüküm, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.” (ONANMASINA)
Yukarıda aktarılan kararda devralan ile devreden arasında bir işbirliği hali mevcut olduğu için kararda devralan tarafın da kötüniyetli olduğunun kabul edilerek karar verilmesinin mümkün olduğu ifade edilmiş ve fakat ilkesel olarak “devir işleminin başvuru aşamasındaki kötüniyeti ortadan kaldırmayacağı” ifade edilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23.10.2024 tarihli, 2023/5653 E. - 2024/7519 K. Sayılı kararında:
“İlk Derece Mahkemesince, davacı yanın 2013/68107 sayılı “...” ve 2013/68116 sayılı “...” markaları bakımından gerçek hak sahipliği ile ilgili iddiaları açısından dosyaya sunduğu delillerin, anılan markalar kapsamındaki 05. Sınıfta yer alan “Dezenfektanlar, antiseptikler (mikrop öldürücüler), tıbbi amaçlı deterjanlar.” emtiası yönünden ve yine anılan markaların esas unsurlarını oluşturan işaretler bakımından davacı yanın üstün hak sahipliğine kanaat getirilmesi için yeterli olduğu, bununla birlikte davacı yanın, dava konusu 2013/68141 sayılı “OPASTER” markasından daha evvelki kullanımlarını ispatlamak amacıyla dosyaya sunduğu delillerin, gerçek hak sahipliği karinesi kapsamında davacı yana üstün bir hak sağlamaya elverişli olmadığı, dava konusu markaların tescil tarihlerinin 2013/68107 sayılı marka için 14.08.2014, 2013/68116 sayılı marka için 07.08.2014 ve son olarak 2013/68141 sayılı marka için ise yine 07.08.2014 olduğu, iş bu davanın açılış tarihinin ise 20.12.2019 olduğu, dava konusu her üç markanın da başvuru tarihindeki başvuru sahibinin davalı olmadığı, davalının anılan markaları dava dışı üçüncü kişiden devraldığı, rapor kapsamında taraflar arasındaki süreçlere dair olarak davacı yanca sunulan deliller ve sair belgeler gözetilerek gerçekleştirilen tespitler sonucunda, dava konusu başvuruların kötüniyetli olarak gerçekleştirildiği ve kötüniyet nedeniyle hükümsüzlük şartlarının oluştuğu gerekçesi ile davanın kabulüne davaya konu 2013/68107 "derdevice", 2013/68116 "...", 2013/68141 "opaster" marka tescillerinin kötüniyetli tescil nedeniyle hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesinde, "Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” hükmünün bulunduğu, kötüniyetinin tespitinde, “İtiraza konu markanın varlığını bilip bilmediği” ve “basiretli bir tacir gibi davranılıp davranılmadığı” hususlarının önemli olduğu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.7.2008 tarih E.2008/11-501 K.2008/507 sayılı “RG 512 Kararı”nda da “Marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına veya şantaja yönelik başvuru ve tescillerin kötü niyetli olarak kabul edilmesi gerektiği”nin vurgulandığı, diğer yandan davalı tarafın kötüniyetli başvurusunun tescil edilmesinin mümkün olmadığı bir durumda davacı markalarının Türkiye'de satılıp satılmadığının veya tanınmış olup olmadığının bir öneminin de bulunmadığı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 03.10.2012 Tarih ve 2012/13315 Esas,14937 Karar, 30.20.2017 Tarih ve 2016/3964 Esas- 2017/5856 Karar sayılı ilamlarının da bu yönde olduğu, kötüniyetin yargılamanın her aşamasında mahkemece resen nazara alınacağı, bu hususlar dikkate alınarak yapılan değerlendirmede de, dava konusu her üç markanın başvuru tarihindeki başvuru sahibinin davalı olmadığı, davalının anılan markaları dava dışı üçüncü kişiden devraldığı, davalının dava konusu markaları devraldığı ... isimli kişiye yönelik açılan davalar sonucunda bu kişinin davacı tarafa ait markaları kötüniyetle tescil ettirdiği yönünde kurulan ve kesinleşen hükümler olduğu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/14633 E., 2018/5879 K.; 2016/14634 E., 2018/5931 K.; 2016/14632 E., 2018/6410 K. ve 2018/5244 E., 2018/7659 K. sayılı kararlarının da bu hususlara yönelik olduğu, taraflar arasındaki süreçler ve davacı yanca sunulan deliller gözetilerek yapılan tespitler sonucunda dava konusu başvuruların kötüniyetli olarak gerçekleştirildiği, somut olayda kötüniyet nedeniyle hükümsüzlük şartlarının oluştuğu, dolayısıyla mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.” (ONANMASINA)
Yukarıda aktarılan kararda da devralan ile devreden arasında bir işbirliği halinin mevcut olduğu ifade edilmiş ve fakat devralanın iyiniyetli olup olmadığı hususunun hiç tartışılmadığı, işbirliği içinde hareketin ispatının gerekli olup olmadığı hususunun değerlendirilmediği, başvuru aşamasında iken bu marka başvurusunun kötüniyetli olduğunun kabul edileceği ifade edilerek karar tesis edilmiştir.Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.02.2016 tarihli, 2015/6951 E. - 2016/1289 K. Sayılı kararında:
“Davacı vekili, müvekkilinin "..." markasını 2004 yılından itibaren dünyanın bir çok yerinde tescil ettirdiğini, ...'de ise, 23/11/2011 tarihinde 2011/97623 no'lu tescil başvurusunda bulunduğunu ancak, başvurularının reddi ile markalarının davalı tarafından kullanıldığını öğrendiklerini, davalının 2006 yılında markanın ... distribütörü olmak için kendilerine başvurduğunu, anlaşma sağlanamaması üzerine kötüniyetle müvekkilinin markasını, müvekkilinin logosuna çok benzer bir logo ile aynı sektörde tescil ettirerek kullanmaya devam ettiğini ve kendisini ... Distribütörü olarak gösterdiğini, sahte ürünlere müvekkilinin logosunu basarak haksız rekabet teşkil edecek eylemlerde bulunduğunu,...4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/33 D. İş dosyası ile bu durumu tespit ettirdiklerini, davalının kötüniyetli eylemlerine son vermediğini, müvekkilinin markasının yalnızca kendi sektöründe değil toplumda da tanınmışlık düzeyine ulaşmış bir marka olduğunu, markalarının Avrupa Birliği,... Haklar Teşkilatı ve 110 ülkede tescilli olduğunu ileri sürerek, davalının 2007/57018 no'lu "..." markasının hükümsüzlüğü ile sicilden terkinini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, markanın müvekkili adına tescilli olduğunu, müvekkilinin bu markayı 2000'li yıllardan beri kullanan, ortakları aynı olan ... Teknolojileri İth. İhr. ve Tic. Ltd. Şti.'den 2005 yılında devraldığını, müvekkilinin 2005/52352 sayılı markası için dava açma süresinin geçtiğini, müvekkilinin adına tescilli markasını kullandığını, distribütörlük iddiasının doğru olmadığını, davacının ... pazarına girmek istediğinde müvekkiline başvurup, markayı satın almak istediğini, davacının kötüniyetli olduğunu, tanınmışlık iddiasının yerinde olmadığını, markanını tanınmışlığının müvekkili sayesinde olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının “...” ibareli markasının sektörel tanınmış marka niteliğinde olduğu, davalının aynı sektörde faaliyet gösterdiğinden markadan haberdar olmadığı ya da bilgisinin bulunmadığı yolundaki savunmasına itibar edilemeyeceğinden henüz tescil başvurusu sırasında sektörel anlamda tanınmış olan marka ibaresinin bire bir aynısını marka olarak tescil ettirmesinin kötü niyetle hareket ettiğini gösterdiği gerekçesiyle, davanın kabülü ile, davalı adına tescilli 2007/57018 no'lu "..." ibareli markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmiştir. (ONANMASINA)Yine yukarıdaki kararda da markayı devralan tarafın iyiniyetli olup olmadığı tartışma konusu yapılmamış, markanın başvuru tarihinde kötüniyetli olarak başvuruya konu edildiği kabul edilerek hükümsüzlük kararı tesis edilmiştir.
Sonuç Olarak
Yukarıda aktarılan kararlardan görüldüğü üzere kötüniyetli olarak başvuruya konu edildiği tespit edilen markanın üçüncü kişiye devredilmiş olması halinde, markanın hükümsüzlüğü için açılacak davada üçüncü davada markanın başvuru aşamasında kötüniyetli olarak başvuruya konu edilip edilmediğinin tespiti yeterli görülmekte, devralan üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmadığı hakkında değerlendirmelere yer verilmemekte, tam aksine ilkesel olarak devralanın iyiniyetinin sonucuna etkisinin bulunmadığı kabul edilmektedir.
Daha fazla bilgi, marka davaları, marka tescili ve marka danışmanlığı için Whatsapp hattımızdan veya mail yoluyla bizimle hemen iletişime geçebilirsiniz. 13.04.2026